HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ

Cumhuriyetin kuruluşu, Türkiye’nin tarihinde dönüm noktası niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı çöküş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bir kurtuluş mücadelesini doğurdu. 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı bu mücadele, Anadolu’daki ulusal direnişin sembolü haline geldi. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılması, ulusun egemenliğini temsil eden önemli bir adım oldu. 1923 yılında, 29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti

HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ

Cumhuriyetin kuruluşu, Türkiye’nin tarihinde dönüm noktası niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı çöküş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bir kurtuluş mücadelesini doğurdu. 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı bu mücadele, Anadolu’daki ulusal direnişin sembolü haline geldi. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılması, ulusun egemenliğini temsil eden önemli bir adım oldu. 1923 yılında, 29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.

Ulu Önder Atatürk, bu yeni yönetim biçimini, halkın iradesini ön plana çıkaran bir sistem olarak tasarladı. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte saltanat kaldırıldı ve egemenlik kayıtsız şartsız millete verildi. Atatürk, laiklik, eğitimde reform, kadın hakları ve sosyal adalet gibi pek çok alanda yenilikçi adımlar attı.

Cumhuriyetin kuruluşu, sadece bir yönetim biçiminin değişimi değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir dönüşümün de başlangıcını temsil eder. Bu süreç, Türk milletinin bağımsızlık, modernleşme ve çağdaşlaşma hedeflerini gerçekleştirmesinde kritik bir rol oynamıştır. Cumhuriyet, Türkiye’nin geleceği için bir umut ve yeniden doğuş simgesi olmuştur. Peki, sadece bı kadar mı?

Tabi ki hayır! Bana sorarsanız ülkemizin son süreçte geldiği noktanın bir penceresi de tarihimizi unutmak ve bilmemek yönüne açılır. Tarih derken kronolojik sıralamadan bahsetmiyorum. Nerden geldiğini unutursan canım kardeşim, gideceğin yolu da kaybedersin; değil mi?

Neden mi bahsediyorum; Savaşlarda verdiğimiz kayıplardan. Baba, eş ve çocuklarımızdan bahsediyorum.

Yanan ağaçlarımızdan! Savaş esnasında verimsizleşen topraklarımız, erkeği ile can siper savaşan kadınlarımız ve toprağı sürmek için koşulan hayvanlarımızın da kurtuluş için girdiği savaşta kimi zaman top mermisi, silah, kimi zaman da yiyecek (bulunursa)! Taşıdığı zamanlardan bahsediyorum. Yani farkındamısın bilmem canım kardeşim, biz bu vatanı toprağıyla, hayvanıyla, kadını erkeği- çoluğu çocuğu bir olarak kurduk. Neden se, bu süreçleri konuşa-maz olduk.

Savaşların sebebleri ne idi hatırlayan var mı ? Kölelik, açlık, kadın ve kızlarımıza uzanan el, toprağa dikilen göz… Neydi savaşların sebebleri hatırlayan var mı?

Hey 15’li 15’li; kim için ya da kimler için söylendi. “Ben size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.” diyen bir iradeye verilen cevap ne idi?

Cevap aynen şuydu, “Mehmetçikler, donanmanın yoğun ateşi altında yılmadan sürdürdükleri taarruz ile düşmanı Cesaret Tepe’ye kadar geri atmışlardır.”

Kalbe doğru, kısa bir tarih gezisi;

Türkiye’nin kaderini belirleyen, ülkemizi işgal kuvvetlerinin elinden kurtararak bağımsız bir cumhuriyet kurmamızı sağlayan Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, birçok kahramanın fedakârlıkları sayesinde kazanılmıştır. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı tüm milletin bir olduğu bu mücadele, başta Atatürk olmak üzere kahramanlıkları ile duygulandıran karakterlerin zaferidir.

Ulu Önderi seversin sevmezsin bilmiyorum Canım Kardeşim, rakı içiyormuş; valla ben de içiyorum. Kadın seviyormuş, sen sevmiyor musun? Neyse haddimi bilen parçama döneyim!

Bugün listemi; yaklaşan tarihi günün mimarlarından, cesaretleriyle tüm bir ulusu etkileyen Kurtuluş Savaşı’nın tüm kahramanlarına itafen, 8 kahramanıyla taçlandırmak istiyorum.

Şahin Bey; Asıl adı Mehmet Sait olan Şahin Bey, Fransız işgal kuvvetlerine erzak taşıyan yüz elli arabalık konvoyu bozguna uğratarak Antep’in kurtuluş mücadelesi başlatmış ve “Düşman cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez!” sözüyle tarihe geçmiştir.

Gördesli Makbule; Makbule Hanım, Gördes’in ileri gelen ailelerinden birinin kızıydı. Henüz 19 yaşındayken eşiyle beraber Kuvayı Milliye güçlerine katılmış ve Yunan kuvvetleriyle yapılan birçok çatışmada yer almıştır. Yiğitliğiyle silah arkadaşlarına cesaret veren Makbule Hanım, henüz 22 yaşındayken Akhisar’da şehit düşmüştür. Bir düşünsene kardeşim, yediği önünde yemediği arkasında dilese sırf memleket terk edebilecekken canı pahasına vatan savunmasında koca koca adamlarla omuz omuza cenk eden gencecik bir kadın!

Sütçü İmam; Kahramanmaraş’ta süt satarak ve imamlık yaparak geçimini sağladığı için asıl adı olan Ali yerine Sütçü İmam olarak tanınmıştır. Düşman askerlerinin 3 Türk kadınına saldırıp peçelerini açmak istemeleri üzerine düşmana ilk kurşunu atan Sütçü İmam, Kahramanmaraş’taki Kurtuluş hareketini başlatmıştır. Hele hele bak kardeşim, nerden nereye evrilmiş insanlık. Peçeye uzanan elden rahatsız olan nesilden, kundaktaki bebeğe teca…dilim varmıyor tamamlamaya!

Satı Çırpan; Kurtuluş Savaşı sırasında cepheye silah taşıyarak mücadeleye yardımcı olan Satı Çırpan, savaş öncesinde çiftçilik yapıyordu. Savaştan sonra köyünün muhtarlığını yapan Satı Çırpan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk kadın milletvekili. 

Fevzi Çakmak; Türkiye’nin Atatürk’ten sonra ikinci ve son mareşali olan Fevzi Çakmak, mücadele için çok önemli bir komutandı. İstiklal mücadelesinde özellikle de Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde büyük katkılarıyla anılan kahramanımızdır.

9 yaş ta neymiş gülüm? Nezahat Onbaşı; 9 yaşından itibaren babasıyla beraber cephede savaşan Nezahat Onbaşı henüz 12 yaşındayken “Onbaşı” rütbesini hak etmiştir. Konya İsyanı, I. Ve II. İnönü Savaş’ları, Sakarya ve Gediz Muharebeleri’nde silah taşıyarak, İstiklal Savaşı’nın kahramanları arasında yer almıştır. Vallahi insan aklını yitirir. Çocuktur, çocukluğunu yaşasın dediğimiz 9 yaşındaki evladına bak; bir de Nezahat Onbaşıya bak! Bir yerde yanlış giden bişey var yahu kabul edelim!

Yörük Ali; Yunan işgali altında olan Aydın’da, Malgaç Baskını ile düşmana ilk darbeyi vuran ve bölgedeki istiklal mücadelesini başlatan efe olmuştur. Alçak gönüllüğü ile halkın sevgisini kazanan ve “Efelerin Efesi” türküsüyle anılan kahramanın evi de Kültür Bakanlığı tarafından Yörük Ali Efe Müzesi adıyla ziyaretçilere açılmıştır.

Kara Fatma; Kurtuluş Savaşı’nın yiğit bir savaşçısı olan Kara Fatma’nın 300 kişilik Kuvayı Milliye güçleriyle beraber İzmit, Bursa, Adapazarı ve Bilecik’te işgalcilere büyük kayıplar verdirdiği, Bursa’nın işgalcilerden kurtulmasında önemli katkısı olduğu bilinir.

Yani canım kardeşim daha CUMHUR-İYET olmaz iken, biz CUMHUR idik. Ne değiştiki hayatımızda koca bir çınar olan CUMHURİYETİ, kurtlandırdık.

Memleket ve bağımsızlık uğruna canını ortaya koyan noktadan için için kendini bitiren bir ülkeye döndük farkında mısınız? Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar nasıl ki kutsal ise,

“Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok

namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927) Mustafa Kema Atatürk” Gelin Gençliğe Hitabeyi hatırlayın ve Cumhuriyetin bizden ne istediğini hatırlayın..

Aa kafam karıştı yine. Ne idi hatırlayamadım; Cumhuriyet bizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Ee daha ne duruyoruz hadi an itibari ile yola koyulma vakti!

Şanlı tarihin kutlu olsun Cumhuriyetim. 101. Bayramın kutlu olsun vatanım.

Saygı ve Sevgilerimle…

Ümit Dadük Sağaltıcı