YEREL YÖNETİMLER ÇÖKÜŞTE
Samandağ günlerdir susuzlukla boğuşuyor. Hava 40 derecenin üzerinde, musluklardan bir damla bile akmıyor. Evlerde pet şişeler, bidonlar… İnsanlar, hayatın kaynağı olan suya ulaşmak için mücadele veriyor. Ancak bu durum sadece Samandağ’a özgü değil; Türkiye’nin dört bir yanında tekrar eden bir yerel yönetim iflasının göstergesi. Üstelik bu iflas sadece suyla sınırlı değil: ulaşımda, temizlikte, altyapıda, sağlıkta, barınmada... Belediyeler halka değil, ihalelere çalışır hale gelmiş durumda. Türki
Samandağ günlerdir susuzlukla boğuşuyor. Hava 40 derecenin üzerinde, musluklardan bir damla bile akmıyor. Evlerde pet şişeler, bidonlar… İnsanlar, hayatın kaynağı olan suya ulaşmak için mücadele veriyor. Ancak bu durum sadece Samandağ’a özgü değil; Türkiye’nin dört bir yanında tekrar eden bir yerel yönetim iflasının göstergesi. Üstelik bu iflas sadece suyla sınırlı değil: ulaşımda, temizlikte, altyapıda, sağlıkta, barınmada... Belediyeler halka değil, ihalelere çalışır hale gelmiş durumda.

Türkiye’de bugün musluktan doğrudan içilebilen suyu olan tek bir şehir yok. 21. yüzyılda milyonlarca insan damacana suya mahkûm edilmiş durumda. Bu bir ihmal değil, bir tercihtir. Belediyeler, kamu yatırımları yapmak yerine suyu metalaştırmayı, şirketlerle iş tutmayı tercih ediyor. Su dağıtımı özel firmalara devredilmiş, arıtma yatırımları yapılmıyor, sokak çeşmeleri bir bir sökülmüş.
Neden mi?
Çünkü insanların Tanrı’nın suyunu bedavaya içmesi istenmiyor.
Bir zamanlar her mahallede sokak çeşmeleri vardı. Yaz sıcağında avucumuzla içtiğimiz, yüzümüzü yıkadığımız, mahalleliyi bir araya getiren o çeşmelerin yerinde şimdi sessizlik var. Sermaye için halkın susuzluğu bir kriz değil, bir "pazar fırsatı." Bugün susuzluk, damacana sektörünü, tanker taşımacılığını, belediyelerin içme suyu satış birimlerini büyütüyor. Su artık musluktan değil, marketten akıyor.
- Belediyelerin Çöküşü
Belediyeler artık kamu hizmeti üretmiyor. Bir kamu kurumu olmaktan çıkıp, taşeron ihale bürosuna dönüşmüş durumdalar. Su hizmeti özelleştirildi, çöp toplama taşeronda, ulaşımda kamu hizmeti yok. Temizlik hizmeti özelleştirilmiş, kentsel dönüşümde belediye bir müteahhitlik şirketine dönüşmüş.
Vatandaş artık belediyeden hizmet değil, müşteri hizmetleri yanıtı alıyor.
Şikâyetlerin muhatabı, kamusal sorumluluk sahibi bir yönetici değil; özel şirketin çağrı merkezi.
Bu dönüşüm sadece hizmetlerin niteliğini değil, yerel demokrasiyi de öldürdü. Halkın seçtiği belediye başkanı artık karar verici değil. Kararlar, ihaleyi kazanan şirketin kâr hedeflerine göre veriliyor. Mahallede çöp toplanıp toplanmayacağı, şirketin araç sayısına göre belirleniyor. Su kesintisi yaşanıp yaşanmayacağı, yatırım planına değil, kâr planına bağlı.
- Bu Ülkeyi Şirket Gibi Yöneteceğiz Diyenlerin Gölgesinde...
Bugün yaşananlar, yıllar önce sarf edilen bir cümlenin ürünü:
"Bu ülkeyi bir şirket gibi yöneteceğiz."
Bu zihniyetin gölgesinde, belediyeler de tek tek şirketleşti.
Belediyelerin tabelalarında "Belediye A.Ş." ibaresi göründü görünecek.
Belediye binaları halkın değil, holdinglerin şubesine dönüştü.
Eğer bu gidişata dur denmezse, yarın mahalle muhtarlıkları bile "taşeron hizmet noktası"na dönüşebilir.
Belediye parkı yerine AVM yapılır, halk ekmek yerine market zinciri gelir.
Sokak çeşmesi değil, sponsorlu su otomatları görürüz.
Ve biz “belediye halk içindir” demeye utanır hâle geliriz.
Bu dönüşüm doğal bir süreç değildir. Müdahale edilmezse, belediyeler kamusal değil tamamen ticari aktörler hâline gelecek.
Bir gün “belediye A.Ş. tabelası görmek istemiyorum” diyorsak, yarını bugünden kurmak zorundayız.
Yoksa susuzluk sadece bir fiziki sorun değil, hakkın ve halkın kaybı hâline gelir.
Bir zamanlar belediyeler halk ekmek üretir, ücretsiz su dağıtır, aşevleri kurar, dar gelirliyi korurdu.
Bugün ise sosyal yardım kartlarını bile özel firmalarla organize ediyor, yardım değil, marka işbirliği sunuyorlar.
Şehir logoları değişiyor ama sokak lambaları yanmıyor.
Sosyal medya kampanyaları düzenleniyor ama halk otobüsüne binilemiyor.
Belediyelerin görevi su satmak değil, su hakkını korumaktır.
Halktan yana olmak, ihaleden yana olmaktan vazgeçmeyi gerektirir.
Şirketlerle kurulan bağ, halkla kurulan bağı çürütmektedir.
Bugün Türkiye’de yaşanan yerel kriz, sadece bir altyapı sorunu değil; bir demokrasi, eşitlik ve adalet sorunudur.
Şimdi sormak gerek:
Bir belediye, halkı susuz bırakıp su şirketlerini zengin ediyorsa, o belediye gerçekten kimin belediyesidir?
Ve daha da önemlisi:
Suyunu kaybeden bir halk, başka neyi kaybedecektir?

التعليقات (0)
Facebook Comments