AKADEMİK HEZEYANDAN SINIF GERÇEKLİĞİNE
Bu ülkede, hatta dünyada, hâlâ bir kesim var ki, toplumun sorunlarını felsefeyle, bilimle, akademik kürsülerden yapılacak özlü konuşmalarla çözeceğini sanıyor. Sanki herkes yeterince kitap okusa, meselelerin üstüne biraz düşünse, bu düzen kendiliğinden düzelecek. Bu, en hafif tabirle tipik bir akademik hezeyandır. Bunu anlamak için Batı’ya bakmak yeterli. Bir yüzyıldır felsefe eğitimi veriliyor, bilimsel okuryazarlık yaygın. Peki, daha mı iyi toplumlar ortaya çıktı? Daha mı adil, daha mı eşit, d
Bu ülkede, hatta dünyada, hâlâ bir kesim var ki, toplumun sorunlarını felsefeyle, bilimle, akademik kürsülerden yapılacak özlü konuşmalarla çözeceğini sanıyor. Sanki herkes yeterince kitap okusa, meselelerin üstüne biraz düşünse, bu düzen kendiliğinden düzelecek. Bu, en hafif tabirle tipik bir akademik hezeyandır.
Bunu anlamak için Batı’ya bakmak yeterli. Bir yüzyıldır felsefe eğitimi veriliyor, bilimsel okuryazarlık yaygın. Peki, daha mı iyi toplumlar ortaya çıktı? Daha mı adil, daha mı eşit, daha mı özgür? Üniversiteler dolup taşıyor ama adaletsizlik, eşitsizlik, sömürü hâlâ sistemin tam ortasında duruyor. Çünkü sorun, ahlaki değildir; sorun sınıflı toplumdur.

Sınıf gerçeğini görmeden konuşulan her söz, aydın tavrı takınarak sınıfsal körlüğü estetize etmekten öteye gidemez.
Bugün dünyada milyonlarca insan, ömrünü sınıf atlama mücadelesine adıyor. “Kurtuluş” diye pazarlanan şey, aslında yalnızca mevcut sistemi onaylamanın bir başka biçimi. Sınıf atlama arzusu, dayanışmayı öldürür; iyi insan çıkarmaz. Çünkü o mücadelede hedef, diğerleriyle birlikte yükselmek değil, diğerlerini aşağıda bırakarak yukarı çıkmaktır.
Böyle bir yaşam anlayışı üzerine kurulu bir toplum, ne felsefeyle iyileşir ne bilimle. Çünkü bilim de, felsefe de, eninde sonunda onları üreten sınıf ilişkilerinin gölgesindedir. Egemenler için güvenlik duvarı, yoksullar için ise avunma aparatıdır.
Bugün “felsefeci” diye ortada dolaşanların büyük kısmı, politikadan beri durmayı erdem sayıyor. Sanki siyaset, kirli bir alanmış; onlar o pisliğe karışmayacak kadar “yüksek” insanlarmış gibi. Halbuki toplumdan kopuk bir felsefe, ancak salonlarda dolaşan bir süs bitkisidir. Hiçbir toplumsal dönüşüme hizmet etmez, etmeyecek de.
Çünkü felsefenin de bilimin de gerçek devrimci gücü, politikayla buluştuğu yerde ortaya çıkar.
Toplumu dönüştürecek olan şey; soyut ahlak çağrıları, akademik kürsülerden yapılan dersler değil, sınıf çelişkisini görerek örgütlenen politik bilinçtir. Bunun dışındaki her şey, güzel cümlelerden ibaret bir tesellidir.
Ve toplum teselliyle iyileşmez.
Salim Diyap

Comments (0)
Facebook Comments