ALEVİLER VE ENTELEKTÜEL YETERSİZLİK

Son zamanlarda yapılan sosyal medya paylaşımları, söyleşiler, paneller ve yazılı tartışmalarda Aleviler adına konuşan bazı kişilerin entelektüel hazırlıktan yoksun, tarihsel ve siyasal bağlamdan kopuk, yüzeysel değerlendirmelerle kamuoyunu yanıltmaya başladığı görülüyor. Arkadaşlar, lütfen yapılan konuşmaları, yorumları, analizleri dikkatle irdeleyin. Yalnızca söylenenlere değil, satır aralarına da bakın. Alevileri temsilen konuşacak kişilerin birikimli, tarihsel belleğe sahip, ne dediğini bilen

ALEVİLER VE ENTELEKTÜEL YETERSİZLİK

Son zamanlarda yapılan sosyal medya paylaşımları, söyleşiler, paneller ve yazılı tartışmalarda Aleviler adına konuşan bazı kişilerin entelektüel hazırlıktan yoksun, tarihsel ve siyasal bağlamdan kopuk, yüzeysel değerlendirmelerle kamuoyunu yanıltmaya başladığı görülüyor.

Arkadaşlar, lütfen yapılan konuşmaları, yorumları, analizleri dikkatle irdeleyin.

Yalnızca söylenenlere değil, satır aralarına da bakın.

Alevileri temsilen konuşacak kişilerin birikimli, tarihsel belleğe sahip, ne dediğini bilen, politik ve toplumsal farkındalığı olan isimler olmasına dikkat edin. Çünkü temsil meselesi, sadece mikro düzeyde değil, aynı zamanda makro düzeyde uluslararası ilişkilerle ve bölgesel dengelerle doğrudan bağlantılıdır.

Alevilik, sadece mezhepsel bir kimlik değildir; aynı zamanda tarih boyunca ezilmişliğin, direnişin, vicdanın ve adalet arayışının taşıyıcısıdır. Bu kadar derin ve çok katmanlı bir toplumsal hafıza, birkaç slogana, birkaç polemiğe kurban edilemez.

Sorunu ısrarla “Alevi-Sünni” ekseninde okumaya çalışanlara da bir çift sözümüz olmalı.

Bu tür yaklaşımlar, hem meseleyi indirger, hem de Alevilerin yanında duran yüz binlerce Sünni yurttaşı ötekileştirir. Unutmayalım ki bu coğrafyada mezhepsel fay hatlarını derinleştirmek, sadece egemenlerin işine yarar.

Daha vahimi ise, bazı söylemlerin farkında olmadan Fransa'nın İsrail’in, türkiyenin Suriye’nin sahil kesiminde bir nüfuz alanı kurma politikalarına hizmet eder hale gelmesidir.

Dikkat edin, bazı çevrelerde “Suriye Alevilerini ölümden kurtarma” söylemi, giderek emperyal amaçlı bir müdahale çağrısına dönüşüyor.

Bu söylem biçimi, yalnızca Alevilere zarar vermez, aynı zamanda onları bölgesel bir işgalin meşrulaştırıcısı konumuna iter.

Bu noktada hatırlatmak gerekir: HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) gibi cihatçı yapıların Alevilere yönelik saldırılarının arka planında yalnızca mezhepsel nefret değil, aynı zamanda bölgesel hesaplar vardır.

Bu örgütler çoğu zaman İsrail’in, Türkiye’nin veya başka aktörlerin taşeronları gibi hareket ederler.

Alevilere yönelik saldırılar, sadece bir “inanç”a değil, aynı zamanda Alevileri belli jeopolitik bloklara mecbur bırakma niyetine de hizmet ediyor olabilir.

Bu nedenle yapılması gereken; Aleviliği kendi tarihi, kültürel ve politik özgüllüğü içinde savunmak, ancak bunu yaparken bölgesel denklemle de entelektüel bir ilişki kurabilmektir.

Savaşan taraflar arasında sıkışmak değil; hakikati savunmaktır.

Barışın, eşitliğin ve özgürlüklerin yanında durmak kolay değildir, ancak Alevi toplumu tarih boyunca bu zoru başarmıştır. Bugün de ihtiyaç olan; slogan değil, analizdir.

Temsil değil, dirayettir.

Ve en önemlisi; içi boş hamasetten değil, siyasal akıldan beslenen bir duruştur.

Salim Diyap