BİZİ VE BİZDEN ÖTESİNİ ANLAMAK

Öncelikle beynimizin hava trafiği kontrol merkezinden yola çıkalım ne dersiniz? Çünkü, bir defada çifter çifter çalıyoruz ve teker teker biriktiriyoruz. Çalıyoruz çünkü ‘’ negatif enerji tüketir, Tek tek biriktiriyoruz çünkü pozitif enerji ekler. Her sabah uyandığımızda bir havuz dolusu enerjiye sahibiz. Fakat o da ne; havuzda bir delik var! Ve gün ilerledikçe tükeniyoruz. Nasıl mı ? Herhangi bir beyin problemi; Beyin travması, Kötü uyku, Düşük kan şekeri, Kötü beslenme, Alkol ve uyuşturucu, Ank

BİZİ VE BİZDEN ÖTESİNİ ANLAMAK

Öncelikle beynimizin hava trafiği kontrol merkezinden yola çıkalım ne dersiniz? Çünkü, bir defada çifter çifter çalıyoruz ve teker teker biriktiriyoruz. Çalıyoruz çünkü ‘’ negatif enerji tüketir, Tek tek biriktiriyoruz çünkü pozitif enerji ekler.

Her sabah uyandığımızda bir havuz dolusu enerjiye sahibiz. Fakat o da ne; havuzda bir delik var! Ve gün ilerledikçe tükeniyoruz.

Nasıl mı ?

Herhangi bir beyin problemi; Beyin travması, Kötü uyku, Düşük kan şekeri, Kötü beslenme, Alkol ve uyuşturucu, Anksiyete veya depresyon, Sorunlara ve korkulara odaklanmak, Çok fazla zevk (hazcılık), Yapay zevk, Sosyal izolasyon, Sorunları inkâr etmek, Çok fazla teknoloji (bağımlılık yapar)

Güçlendiriciler (yanı teker teker biriktirdiklerimiz –tamamlayıcılar)

-Beyin sağlığı -Beyin koruması ve odaklanma -Yeterli uyku -Zenginleştirilmiş ve besleyici diyet -Alkol ve uyuşturucudan uzak durmak -Zevklerin bilinçli kullanımı - Olumsuz düşünceleri  yeniden çerçevelemek - Şükran pratikleri -Zevklerin bilinçli kullanımı -Teknolojinin bilinçli kullanımı -Duygusal tetikleyicileri anlamak ve eğitmek -Doğada vakit geçirmek - Doğal zevklerin tadını çıkarmak - Sosyal destek (arkadaşlık vb)

Burda bir nokta koyup bir açılım yapmak istiyorum.

Nörobilim alanında yapılan bilisel araştırmalar insan beyninin, kalıcı bir mutluluk için planlanmadığını gösteriyor.

Beynimizin önyargılarının ve yanlış isteklerinin üstesinden gelip nasıl mutlu olacağımız öğrenmeli ve mutluluk kaslarımızı geliştirmeliyiz.

Hepimiz mutluluk peşinden koşuyoruz ancak her zamankinden daha fazla endişeliyiz, depresyondayız, doyumsuz boşluktayız. Yakın zamanda yapılan bir araştırmanın sonuçları dünya genelinde antidepresan ilaç kullanımı oranının 20 yıl öncesine göre 400 kat arttığını gösteriyor.

Mutlu olmak istiyoruz ve gün boyunca aldığımız karaların bizi mutlu edeceğine inanıyoruz. Fakat genellikle bir konuyu atlıyoruz; beynimiz bizi sistematik olarak mutluluk konusunda yanıltıyor ve yanlış hedeflere yöneltiyor.

Daha kaba bir tabir ile mutlu olup olmamız beynimizin umurunda değil. Evrimleşmiş insan beyninin temel fonksiyonu hayatta kalmak.

Hayatta kalmak ise dış çevredeki riskleri algılamak ve bu risklere karşı önlem almaktır. Yolda yürürken size doğru havlayarak koşan bir köpek sürüsü ile karşılaştığınızı hayal edin. Böyle bir durumda verebileceğiniz 3 tepki ne olabilir; ya kaçarsınız, ya savaşırsınız veya kaskatı kesilir kalırsınız. Hangisini seçerseniz seçin, böyle bir durumda bu seçtiğiniz şeyi düşünmeden yaparsınız. Otamatik pilot refleksleriniz devreye girer ve beyninizin tek ilgilendiği şey sizi hayatta tutmaktır. Modern hayatta karşımıza her an bir köpek sürüsü çıkmayabilir, ancak başka tehlikeler mevcut.

Diyelim ki harika bir gün geçiriyorsunuz; en sevdiğiniz arkadaşlarınızla buluştunuz,  güzel yemekler yiyip, keyifle sohbet ediyorsunuz. Sonra birden telefonunuz çalıyor. Arayan arkadaşınız size saldırgan bir tavır ile zaman zaman düşüncesiz ve bencilce davrandığınızı söylüyor.

Etrafınızdaki tüm olumlu ve pozitif şeylere rağmen, bu olumsuz geri bildirim nedeniyle bütün gününüz mahvoluyor.

Kendiniz hiç böyle bir durum içerisinde buldunuz mu?

Peki, neden negatif olaylar üzerimizde böylesi bir etkiye sahip? Neden hakaretleri, övgülerden çok daha fazla önemsiyoruz? Neden olumsuz şeyleri, olumlu olanlardan daha sık düşünüyoruz? Çünkü kodlarımız böyle yazılmış.

Evrimsel olarak kötüyü ayırt etmek ve tıpkı köpek sürüsü ile karşılaştığımızda yaptığımız gibi çok hızlı tepki vermek, unutmamak zorundayız. Negatif önyargılarımızın ve zihin tuzaklarımızın yaşamsal bir değeri var.

Oysaki, artık ilkel kabilelerde yaşamıyoruz. Vahşi doğa ile her an savaş içerisinde değiliz. Modern toplumun negatif olaylarının sonuçları ölüm- kalım meselesi değil. Öyleyse düşüncelerimiz ve davranışlarımızı da adapte etmemiz ve daha iyimser bir bakış açısı geliştirmemiz gerekmez mi?

Kötümser insanlar başlarına gelen kötü olayları kontrol edemeyeceklerini ve bunun bir çeşit kader, alın yazısı olduğunu, hep böyle gideceğini düşünürken, İyimser insanlar kötü olayları genellemiyorlar, bu olayların spesifik olduklarına  ve kontrolün kendilerinde olduğunu düşünüyorlar.

Örneğin; sevdiği birisi tarafından reddedilen  kötümser bir birey bunu kendinden kaynaklandığını, kimsenin kendisini sevmediğini ve artık hep böyle olacağını düşünürken, benzer bir olay ile karşılaşan iyimser biri bu olayın spesifik bir olay olduğunu, genelleme yapmanın doğru olmadığını ve sonraki ilişkilerinde bu durumu kontrol edebileceğini düşünüyor.

İyimser kişiler ilişkideki hatalarını kendisi için bir gelişim fırsatı olarak değerlendiriyor.

Yapılan araştırmalar kötümser insanların 2 kat daha fazla depresyona yatkın olduklarını ve çok fazla kardiyovasküler  sağlık sorunları yaşadıklarını kanıtlıyor.

İyimserlik çocuk yaştan itibaren öğrenilebilecek bir tutum ve mutlu bir hayat sürmemiz için son derce önemli.

Son olarak yazının başına dönersek:

Uçmayı öğrenince konacağın yer konusunda da alternatiflerin çok olur..:))  Hem kendimizi bazan rüzgara isteyerek bırakmanın lüksü hiçbir şey de yok. Bütün sorun beynimiz içinde ki organızasyonu bilinçli kullanmak için öğrenmekten geçiyor. Yaşadığımız bu topraklar üzerinde geçmişte yaşanan olayların kelebek etkisi devam ediyor…

İnsanların gözleri hala kapalı…

Alt bilinç düzeyinde hala ayrılıktan, ayrımcılıktan, ırkçılıktan hala medet umanlar var maalesef…

Oysa şöyle bir baksak etrafımıza, gökyüzüne, denizlere, bulutlara… Bir nefes sonra göremeyecekmişiz gibi baksak! Eşimize, dostumuza, çoluğumuza çocuğumuza, annemize babamıza baksak, bir daha göremeyecekmişiz gibi sarılsak…

Aldığımız nefesi son nefesimizmiş gibi içimize çeksek…

Sonra otursak toprağın üzerine, ellerimiz koyup dünyanın kalp atışını duymaya çalışsak, insan soyunu milyonlarca yıldır bağrında barındıran bu koca dünyayı sevsek, ona sevgi göndersek, ondan af dilesek…

Sevgili AYNA okuyucuları, herkes bir yol tutturmuş giderken yaşadığımız dünyayı, üzerinde bulunduğumuz evrenin mavi boncuğunu kimse düşünmüyor…

Oysa o kayıp gittiğinde, o vermekten vazgeçtiğinde, o artık yeter insanoğlu dediğinde, Fatma, Meryem, Hüseyin, Ahmet, Lena, Rakel,Diana, George, Yorgo, Veli, Muhhamed, Hans, Julıo, Salomon,  Vs vs  o zaman anlayacağız Pir Sultanı, Haci Bektaşı, O zaman anlayacağız Yunus’u, O zaman anlayacağız bizi ve bizden ötesini…

İyi bir hafta olsun herkese selam olsun.

Ümit Dadük Sağaltıcı