DEPREM DEĞİL UYGULAMALAR ARTÇI SARSINTILAR…

Sohbet Köşesi Hasan Yavaş ‘Ne yapacağını, ne yapamayacağını ve zincirlerinden nasıl kurtulacağını bir türlü karar veremeyen insanların’ yaşadığı bir şehirde 10’uncu günüm. Dün akşam ajanslara düşen bir savaş haberi; ‘İsrail Suriye’yi vurdu’ Durum böyle olunca da savaşa dair de bir iki laf edeyim. Oysa gündemim Samandağdı. Biz hiçbir zaman alışamadık savaşlara o yüzden de her savaş bizi de vuruyor. Geçen günlerde ‘’İsrail Lübnan’dan sonra gözünü topraklarımıza dikecek’’ diyenler, bunu savaşın bu

DEPREM DEĞİL UYGULAMALAR ARTÇI SARSINTILAR…

Sohbet Köşesi Hasan Yavaş

‘Ne yapacağını, ne yapamayacağını ve zincirlerinden nasıl kurtulacağını bir türlü karar veremeyen insanların’ yaşadığı bir şehirde 10’uncu günüm.

Dün akşam ajanslara düşen bir savaş haberi; ‘İsrail Suriye’yi vurdu’

Durum böyle olunca da savaşa dair de bir iki laf edeyim.

Oysa gündemim Samandağdı.

Biz hiçbir zaman alışamadık savaşlara o yüzden de her savaş bizi de vuruyor.

Geçen günlerde ‘’İsrail Lübnan’dan sonra gözünü topraklarımıza dikecek’’ diyenler, bunu savaşın bu topraklara sıçramasından korktukları için söylemiyorlar’’

Kendilerinin de parçası olduğu, savaş ekonomisine bel bağlayan onaylanmış total bir dünya ticaretinin çığırtkanlığını yapıyorlar.

Tıp ki, ömrü önceden belirlenmiş cihazlar üreten ve önümüzdeki yıllar içinde kaç kişiye o cihazlardan kaç tanesini satacağını baştan hesaplayıp ekonomik rotasını ona göre çizen büyük şirketler gibi, Ne zaman nerede nasıl savaş çıkacağını öngörüp ona göre silah üretip satan büyük şirketler, bu şirketlerin arkasında kapı gibi devletler var.

Ve kimsenin buna bir itirazı yok.

Herkes yaşanacak cehenneme dünden hazır.

Dünya ölüleri , savaş zenginleri paraları aynı anda saymaya başlıyor.

Savaşların haklılığına haksızlığına dair hamasi destanlar ustalıkla yazılıyor.

Duygu sömürüsünden öteye geçmeyen söylenenler havalarda uçuşuyor.

Bu arada savaş ekonomisinin sonuçları zarardan çok kar hanesine kaydediliyor.

Siz de…

Ekranların karşısına geçip savaşı izlemeye başlıyoruz. Aklınız, sivilin insan olduğuna ama askerin insandan sayılmamasına hemen yatıyor.

Mantığınız savaşın taraflarına aynı devletlerin silahlar satmasını kabulleniyor.

Kalbiniz bir yandan yemek yerken bir yandan ekrandan savaşı seyretmeyi kaldırıyor.

‘’Dünyayı bir benim tercihlerimi mi kurtaracak ya batıracak’ ’demişsinizdir. Ve bunları yaparak açtığınız alanlarda kapitalizmin faşizmle el ele vererek zaferini kutlayışını yılgınlıkla seyretmişsinizdir.

İşte onun için bugün gözünüzün önünde her yer ateşe veriliyor.

Hem solcu, hem demokrat, hem vicdanlı, hem adil, hem insan haklarından yana, hem barışçıl bir olup hem de (ben savaş deyim) siz deprem kar- rant devşiren – mantık çerçevesinde buz gibi duygularla bakmışsınızdır.

Bir anekdot ile yazımı sonlandırayım.

Gerçek bir kurtuluş- gerçek bir yaşam tarzı için bir kıvılcım parladığı anda, kim haklı kim haksız diye düşünmeden, kim ne der diye hesap yapmadan ‘’ama’’ ile başlayan cümleler kurmadan kendisini – o ateşe atacak cesur- yiğit insanlar var, bu ilçede…

Not: Samandağı’n sorunları ilişkin izlenim ve gözlemlerimle bir sonra ki sayıda görüşmek üzere…