İKİ HAYAT, TEK GÖKYÜZÜ
: Gurbetin Görünmeyen Yüzü ve Refahın Ağır Bedeli Uykusuz Notlar / Ümit Dadük Sağaltıcı Memleketten kilometrelerce uzakta, arkada bırakılanların daha iyi bir geleceğe sahip olması için çıkılan yolculuk... Dışarıdan bakıldığında "Riyal, Euro/Dolar kazanıp rahat yaşayan" ya da "ailesine krallar gibi bakan" insan imajı, madalyonun sadece parlatılmış ön yüzü. Ancak o madalyonun arkasında; dondurucu soğuklar, beton duvarlar arasına sıkışmış yalnızlıklar ve sevdiklerine "elveda" bile diyemeden biten ö
: Gurbetin Görünmeyen Yüzü ve Refahın Ağır Bedeli
Uykusuz Notlar / Ümit Dadük Sağaltıcı
Memleketten kilometrelerce uzakta, arkada bırakılanların daha iyi bir geleceğe sahip olması için çıkılan yolculuk... Dışarıdan bakıldığında "Riyal, Euro/Dolar kazanıp rahat yaşayan" ya da "ailesine krallar gibi bakan" insan imajı, madalyonun sadece parlatılmış ön yüzü. Ancak o madalyonun arkasında; dondurucu soğuklar, beton duvarlar arasına sıkışmış yalnızlıklar ve sevdiklerine "elveda" bile diyemeden biten ömürler saklı. Gurbetçilik, çoğu zaman bir refah hikayesi değil, ağır bedellerle ödenen bir fedakarlık destanıdır.

Dört Duvar, Dört Hayat: Metrekarelere Sıkışan Yaşamlar
Sıla hasretiyle yanan bir insanın gün boyu döktüğü alın teri, mesai bitiminde lüks bir dairede dinlenmez. Özellikle inşaat, sanayi veya lojistik gibi ağır iş kollarında çalışan birçok gurbetçi için "ev", sadece başını koyacak bir yataktan ibarettir. Sen çok mu biliyorsun diyebilirsiniz! Evet, neredeyse orada yaşamış kadar biliyorum. Sağım – solum, önüm – arkam bana gurbette yaşadıklarını anlatan akrabalarımla dolu, başta babam.
Daraltılmış Yaşam Alanlarında, bazen dört yetişkin insanın, tüm özel hayatlarını ve umutlarını tek bir odaya sığdırmak zorunda kaldığı görülür. Kişisel alanın yok olduğu, herkesin birbirinin nefesini dinleyerek uyuduğu bu odalar, sadece fiziksel bir sıkışmışlık değil, mahremiyetin de kaybıyla zihinsel bir yorgunluk da üretir.
Memleketteki aile evini büyütebilmek, çocukların okul masraflarını eksiksiz gönderebilmek için gurbetteki yaşam giderleri minimuma indirilir. Kendi hayatından kısılan her kuruş, memlekete refah olarak pompalanır.
Doğayla ve Tehlikeyle Burun Buruna: Ağır Koşullar
Çalışılan ülkeye ve bölgeye göre gurbetçinin en büyük sınavlarından biri de iklim ve iş güvenliğidir. Sibirya’nın dondurucu, insanı felç eden soğuğundan, Körfez ülkelerinin nefes aldırmayan, elli dereceyi bulan kavurucu sıcağına kadar coğrafya değişir ama kader değişmez.
Çoğu zaman yerli halkın yapmak istemediği, yüksek riskli, ağır ve tehlikeli işler gurbetçilerin omuzlarına yüklenir. İskelelerde, yer altı madenlerinde ya da devasa fabrikalarda iş güvenliğinin sınırları zorlanır. Her an bir kaza, her an bir ölüm riskiyle burun buruna çalışılır. Türkiye'deki aile, banka hesabına yatan paranın güvencesiyle geleceğe umutla bakarken; gurbetteki işçi, bir sonraki gün işe sağlam uyanabilmenin duasını etmektedir.
Yabancılık ve Ruhsal Aşınma: "Arafta" Kalma Hali
Ekonomik ve fiziksel zorluklar bir şekilde aşılır, ancak ruhsal tahribatın tedavisi o kadar kolay değildir. Gurbetçi, gittiği yerde her zaman "öteki"dir. Ne kadar dil öğrenirse öğrensin, ne kadar topluma entegre olmaya çalışırsa çalışısın, aksanıyla veya ten rengiyle hep bir dışlanmışlığın, hissettirilmeyen ama duvar gibi duran bir ayrımcılığın muhatabıdır.
Memlekette "Sudici", Gurbette "Yabancı"
Bu çift taraflı aidiyetsizlik hissi, insan ruhunda derin çatlaklar oluşturur. İki tarafa da ait olamama, hep arafta kalma duygusu kronik bir yalnızlığı beraberinde getirir. Elbette gurbetçinin tüm zamanı acı içinde geçmez; dost meclisleri kurulur, memleket çayları demlenir, şakalar yapılır. Ancak o kahkahaların yankısı bittiğinde, odadaki sessizlik gurbetçiyi yeniden kendi içine, o derin yalnızlığa fırlatır.
En Ağır Yük: Vedası Olmayan Gidişler
Bu hikayenin en trajik perdesi ise çoğunlukla sessiz sedasız kapanır. Bir gün memleketteki ailenin telefonu çalar ve uzaktan gelen o soğuk ses, ev reisinin ya da bir evladın iş kazasında veya aniden geçirdiği bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybettiğini haber verir.
Bu gidişlerin vedası yoktur. Ne giden arkasında bıraktıklarına son bir kez sarılabilmiştir, ne de kalanlar onun elini son bir kez tutabilmiştir. Birkaç bavul ve bir cenaze torbasıyla memlekete geri dönen bedenler, arkalarında yarım kalmış hayaller ve ömür boyu sürecek bir suçluluk duygusu bırakır. Aile, o refahı yaşarken aslında neyi feda ettiğinin acı gerçeğiyle yüzleşir.
Gurbetçilik, sadece bir coğrafya değişikliği değil; insanın kendi gençliğini, sağlığını ve sevdikleriyle geçirebileceği güzel günleri gelecekteki bir "refah" uğruna feda etmesidir. Memleketteki sıcak yuvalarda huzurla oturanların arkasında, uzaklarda bir yerlerde beton zeminlerde üşüyen, yabancı gözlerin soğukluğunda eriyen ve ölesiye çalışan birer insan hikayesi yatar. Belki de bu yüzden, gurbetten gelen her kuruşun üzerinde sadece paranın değil, hakkı ödenemez bir ömrün de kokusu vardır.
Gurbette kaybettiğimiz canların ruhu şad, mekanları cennet olsun. Sağ olan gurbetçilerimize selam ve saygıyla…


Comments (0)
Facebook Comments