İSRAİL'DE HTŞ'DE AYNI DİLİ KONUŞUYOR
Salim Diyap Yazdı Orta Doğu coğrafyası, sadece haritalarda parçalanmadı. Aynı anda hem inançlar, hem etnisiteler, hem tarih, hem de insani vicdan yerle yeksan edildi. Suriye örneği, bu parçalanmışlığın en yakıcı tablosudur. Son günlerde bu tabloda iki aktör öne çıkıyor: Biri uluslararası hukuku, insan haklarını ve sivilleri hiçe sayan İsrail; diğeri ise dini mezhepçilikle, Selefi fanatizmi örgütleştiren ve kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan (HTŞ). İsrail’i tartışmak kolaydır. Zira onun yık
Salim Diyap Yazdı
Orta Doğu coğrafyası, sadece haritalarda parçalanmadı. Aynı anda hem inançlar, hem etnisiteler, hem tarih, hem de insani vicdan yerle yeksan edildi. Suriye örneği, bu parçalanmışlığın en yakıcı tablosudur. Son günlerde bu tabloda iki aktör öne çıkıyor: Biri uluslararası hukuku, insan haklarını ve sivilleri hiçe sayan İsrail; diğeri ise dini mezhepçilikle, Selefi fanatizmi örgütleştiren ve kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan (HTŞ).

İsrail’i tartışmak kolaydır. Zira onun yıkıcılığı belgeli, öldürme motivasyonu ideolojik ve küresel ölçekte tanınan bir saldırganlık örneğidir. Gazze de Lübnan da sivil yerleşimleri hedef alan hava saldırılarından, Suriye'deki askeri üsleri yok eden operasyonlarına kadar İsrail’in eylemleri, uluslararası hukukun sistematik ihlalleridir. Ancak mesele sadece İsrail değil.
Aynı topraklarda, Suriye'ninyönetimini üstlenen HTŞ adlı yapının geçmişi de bu günüde ellerine bulaşan kanla doludur. Adını El-Kaide’den devralmış bir yapıdan söz ediyoruz. Mezhep farkı gözetmeden sivil halkı hedef alan, özellikle Alevi ve Dürzi topluluklara yönelik gerçekleştirdiği katliamlarla adını "cihadın" değil, mezhepçiliğin kara sayfalarına yazdıran bir organizasyondan.
İsrail’in bombalarıyla öldürmesi ne ise, HTŞ’nin bıçakla boğazlaması, linçle korkutması, yakması, linçle, sürgünle yok etmesi odur.
Bugün bazı çevreler, İsrail’e karşı çıkmak adına HTŞ’yi bir tür “direniş unsuru” olarak lanse etmeye kalkışıyor. Bu, en hafif tabirle ahlaki iflastır. İsrail'in katliamlarını teşhir etmek için eli mazlum kanına bulaşmamış bir hakikat gerekir. Oysa HTŞ gibi yapılar, Filistin için söz hakkı talep ederken Alevilere, Dürzilere, Hristiyanlara ve hatta kendi dışındaki Sünnilere karşı işledikleri suçlarla bu hakkı çoktan yitirmişlerdir.
Kimsenin İsrail karşıtlığını, kendi iç mezhepçiliğini aklamak için araçsallaştırmaya hakkı yoktur.
Aynı şekilde, İsrail’le istihbari ve diplomatik temaslar içinde olan devlet ve örgütlerin, HTŞ’ye karşı ahlaki bir üstünlük pozuna bürünmesi de ikiyüzlülüğün daniskasıdır. İsrail’le aleni veya örtülü iş tutanlar, HTŞ’ye savaş açarak vicdan satın alamazlar.
Çünkü mesele kimin kimi desteklediği değil, bizzat bu destek rejiminin kendisidir. İster siyonist bir ulus-devlet adına, ister sahte bir hilafet rüyası uğruna olsun; dinin siyasete alet edildiği, mezhebin silah haline getirildiği her yapı, aynı karanlık zihniyeti temsil eder. Siyonizm ile cihatçılığın ortak dili budur: Kendinden olmayanı yok saymak, öldürmek, bastırmak.
Bu yüzden bugün vicdanlı bir söz üretmek için üç temel kıstasa ihtiyaç vardır:
1. Hiçbir katliamın mazereti olmaz. İsrail’in yaptığı da, HTŞ’nin işlediği de birer savaş suçudur.
2. Hiçbir inanç, mezhep ya da ideoloji, masumlara karşı şiddeti meşrulaştıramaz.
3. Gerçek adaletin sesi, tarafsız değil ama tutarlı olmak zorundadır.
Mazlumun kimliğine göre adalet değiştirilemez. Alevi köylerini basanlarla Gazze’yi bombalayanlar aynı çürümüş ideolojinin farklı suretleridir.
Sonuç olarak, Orta Doğu halkları gerçek adaleti arıyorsa, bu arayışın başlangıç noktası "kim daha az kötü" kıyası olmamalı. Ne İsrail’in zulmüne ses çıkarmayan HTŞ yandaşları, ne de HTŞ’nin vahşetine göz yuman İsrail karşıtları yeni bir gelecek kuramaz.
Çünkü: Katliamın dini, dili, mezhebi olmaz. Katil birdir. Mazlum bir tanedir. Ve zulüm kimden gelirse gelsin, ona karşı çıkmak bir insanlık görevidir
Salim DİYAP

Comments (0)
Facebook Comments