KENT, KONUT, BARINMA
Gizem Cabaroğulları (Mimar) 6 Şubat 2023 tarihli afet sonrası en kalıcı gündemimiz, en anlamamız ve en anlaşılması gereken kelimelerden biri “barınma” oldu. Afet ve sonrası süreç bizlere barınmanın ne olmadığını ve ne olduğunu hatırlattı. Barınma sadece dört duvar ve bir çatı ya da başımızı sokacağımız bir yer değil diyemeyiz. Afetin ilk 72 saatinde barınma bizler için bu kelimelerle ifade ediliyordu. Afetin 1.yılında barınma maalesef ki hala dört duvar ve bir çatı. Bu sebeple en çok incelememiz
Gizem Cabaroğulları (Mimar)
6 Şubat 2023 tarihli afet sonrası en kalıcı gündemimiz, en anlamamız ve en anlaşılması gereken kelimelerden biri “barınma” oldu.

Afet ve sonrası süreç bizlere barınmanın ne olmadığını ve ne olduğunu hatırlattı. Barınma sadece dört duvar ve bir çatı ya da başımızı sokacağımız bir yer değil diyemeyiz. Afetin ilk 72 saatinde barınma bizler için bu kelimelerle ifade ediliyordu. Afetin 1.yılında barınma maalesef ki hala dört duvar ve bir çatı.
Bu sebeple en çok incelememiz ve anlamamız gereken tanımlar kent, konut, barınma, insan ve haklarımız şu an. Neden mi? Neyi talep edeceğimizi bilmek için.
Barınma bir temel hak. Bu kavramlar ülkemizin bu zamanında içiçe geçmiş durumda. Dilerim bu afet deneyimi bu kavramların netleşmesine ve insana ve yaşama en yakışır şekilde şekillenmesine sebep olur.
Barınmayı insandan ve konuttan, insanı yaşamdan, yaşamı kentten ayıramayacağımız için bu kavramları birlikte ele almalıyız. Peki, bu kavramlar ışığında biz nasıl bir barınma talep etmeliyiz?
- İnsan onuruna yakışan,
- Barış ve güven içinde hissettiren, -yeterli,
- Ekonomik olarak erişilebilir, -mülkiyet güvencesi olan,
- Kültürel kimliğimizi yansıtabildiğimiz,
- Altyapı hizmetlerinin (enerji, temiz su, ulaşım vb) sağlıklı olduğu,
- Sıcak, soğuk, nem gibi ortam koşullarından bizi koruyan,
- İnsanı potansiyelini açığa çıkarması için destekleyen
- İnsanın doğayla ve diğer insanlarla sağlıklı bağ kurmasını destekleyen bir barınma talep etmeliyiz.
Afet sonrası ilk 72 saat gelemeyen çadırlar, ardından ortalama 2 ay kadar çadır hayatından sonra, bizler Hatay’da geçici yaşam alanı olarak konteynerlere mahkum edildik.
Geçici barınma hele hele böyle uzun süreceği belli bir afet sonrası için başını sokacak yer değildir.
Yaşamaya elverişsizdir. Ve bu yaşamak ihlalidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin her ferdinin şahsi meselesi olan bir memleketin nesli konteynerlarda büyüyemez.
Şimdiyse diğer bir gündem TOKİlerin Musa Dağı eteklerine ve tarım arazilerine hızlıca yapılması ve insanların kalıcı konutlarına yerleştirilmesi. Diyelim ki; bu çözüm ki değil. TOKİ’ler bitene kadar kaç sene bu insanlar bu geçici koşullarda kalacak?
Sizin geçici kelimesinden anladığınız nedir? Bizler zaten ortalama sekiz aydır geçici dediğiniz koşullardayız. Daha kaç sekiz ay sabredeceğiz?
Ki demin de ifade ettiğim gibi TOKİ’lerin;
-Kültürel kimliğimizi yansıtamayacağımız
-Altyapı hizmetlerinin yeterli olamayacağı (yerel yönetimlerle ortak hareket edilmediği zaman)
-Ekonomik olarak erişilebilir olduğu konusunda netleşemeyen (ekonomik kriz ve afet bölgesinde ki istihdam sorunları sebebiyle)
-İnsanın potansiyelini açığa çıkarmasına destek olmayan (beton yapı blokları, yeşille, doğa ile sokak ile bağlantısı olmayan) yapılar olma potansiyelini başka şehirlerdeki örneklere baktığımızda okuyabiliyoruz.
Biz sadece mülkiyeti bize ait olan dört duvar talep etmemeliyiz.
Oluşturulan konteynerden olan alanlar (kent diyemiyorum) ve yapılması hedeflenen TOKİ konutlarında tek hedefinizin afette başımıza gelen yıkımın büyük paydaşı müteahhit mantığı ile ne kadar çok konut üretmek olduğunu afet sonrası alan düzenlemelerinize bakarak deneyimledik. Ne kadar çok konut ürettiğiniz değil, konutu nerede, kim için ürettiğimiz önemli. Tekrar hatırlatayım. Hatay topraklarında iş yapıyorsunuz.
Sayın Çevre şehircilik Bakan yardımcımız Vedat GÜRGEN’in
Samandağ Çarşı merkezi rezerv alan toplantısında, ifade ettiği gelin, kendi yerinizde, TOKİ desteğiyle dönüşelim teklifi standart TOKİ ilerleyişi ile yukarda belirttiğim sebeplerden ötürü biz Hataylılara uygun değildir. Hatay topraklarına da uygun değildir. Hatay Anadolu’nun yaşam ağacıdır. Yaşamı, insanı merkezine alarak adımlar atılmalıdır.
Afet bölgesinde bütünsel bir master plan hazırlığı ilk adım olmalı. Günü kurtarmayı hedefleyen lakin günü bile kurtaramayan adımlar hem geleceğe kötü yatırım hem de kaynakların doğru yönetilememesi üzerine israftır.(zaman, emek vb.) Hatırlayın ki, ektiğinin biçildiği bir dünya düzenindeyiz. Buna inanmıyorsanız belki de dünya hayatında konteynere hak gördüklerinizin sebebiyle ahirette konteynere benzer alanlar hazırlıyorsunuzdur kendinize Alimallah. Bu sebeple hükümetimizde, yerel yönetimlerimiz de, yardımseverlerimiz de, “en iyiler” de (Türkiye Tasarım Vakfı) öngöremediklerinden olsa gerek bu adımı atlıyorlar.
Hatırlatalım.
Bütüncül bir kent planlamasının uygulanabilmesi için acilen yaşam hakkını destekleyen geçici barınma alanları oluşturulmalıdır. Bu adım;
- Hatay’ın ve Hatay’lının en doğal hakkı demek.
- Oluşturulacak master plana Hataylının sağlıklı fiziksel koşullarda yaşamasını destekleyerek sabretmesini istememek demek.
- Kentini kaybeden Hatay’lıya geri dönebileceği sağlıklı yaşam hakkı sağlayan kentini gerçekten geri vermek demek.
- Afet deneyimi sonrası dünyaya, yaşamı ve insanı merkezine alan bir şekilde adım atarak örnek olmak demek.
- Yaşam hakkını savunan geçici yapıların afet sonrası başka işlevlerle kullanılabileceği ve milli sermayenin sürdürülebilirlik ilkesi ile korunması demek.
- Afet gibi zorluğu yaşayan ve güçlenen bir neslin Türkiye Cumhuriyetine yakışır bir şekilde büyümesi ve vatanına daha çok sahip çıkması demek.
Ama içinde yerelin söz sahibi olduğu, bahsettiğimiz taleplerimiz doğrultusunda güncellenen bir çalışma ile neden olmasın? Dilerim bu sefer “sesimizi duyan” olur. Zira enkazda sesimiz pek duyulamadı (koşullar diyelim).
Muhabbetle…

Comments (0)
Facebook Comments