NATO: SAVUNMA ŞEMSİYESİ Mİ, KÜRESEL KATLİAM MAKİNESİ Mİ?
Salım Diyap 1949'da "kolektif savunma" ve "barışı koruma" masallarıyla kurulan NATO, kurulduğu günden beri barışın değil, Washington merkezli emperyalist hegemonya arayışının en kanlı askeri aparatı olmuştur. Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı bir "kalkan" olduğu iddia edilen bu yapı, 1991'de SSCB dağıldığında asıl yüzünü gösterdi. Varlık gerekçesi ortadan kalkan bir savunma örgütü ne yapar? Dağılır. Ancak NATO dağılmadı; aksine, bir savunma ittifakından küresel bir müdahale ve imha me
Salım Diyap
1949'da "kolektif savunma" ve "barışı koruma" masallarıyla kurulan NATO, kurulduğu günden beri barışın değil, Washington merkezli emperyalist hegemonya arayışının en kanlı askeri aparatı olmuştur.
Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı bir "kalkan" olduğu iddia edilen bu yapı, 1991'de SSCB dağıldığında asıl yüzünü gösterdi.
Varlık gerekçesi ortadan kalkan bir savunma örgütü ne yapar? Dağılır.
Ancak NATO dağılmadı; aksine, bir savunma ittifakından küresel bir müdahale ve imha mekanizmasına evrildi.
Çünkü mesele hiçbir zaman savunma değildi; mesele, Batı sermayesinin ve ABD hegemonyasının önündeki engelleri askeri postal ve bombalarla ezmekti.
"İnsani Müdahale" Yalanı Ve Balkanlar'ın Parçalanması
NATO'nun kendi sınırları dışındaki ilk büyük "gövde gösterisi" eski Yugoslavya'da yaşandı.
"İnsani müdahale" adı altında 1999 yılında Belgrad aylarca bombalandı.
Kimyasal tesisler, rafineriler, televizyon binaları, trenler ve hatta Çin Büyükelçiliği hedef alındı.
Seyreltilmiş uranyum içeren bombalarla bölge coğrafyası ve siviller zehirlendi.
Uluslararası hukuku, BM kararlarını hiçe sayarak bir devleti parçalayan NATO, arkasında binlerce sivil ölüsü ve istikrarsızlaştırılmış bir Balkanlar bıraktı.

Afganistan: 20 Yıllık Enkaz Ve Gece Baskınlarında Katledilen Siviller
2001 sonrası "terörle mücadele" bahanesiyle girilen Afganistan, NATO'nun en uzun ve en kirli operasyonuna sahne oldu.
İttifak güçleri, yirmi yıl boyunca düğün konvoylarını, hastaneleri ve köyleri bombaladı.
NATO askerlerinin "gece baskınları" adını verdiği operasyonlarda, yataklarında kurşuna dizilen çocukların, kadınların çığlıkları hafızalardan silinmedi.
Sonucu ne oldu?
2021'de apar topar, arkalarında milyarlarca dolarlık askeri enkaz ve tamamen çökmüş bir ülke bırakarak kaçtılar.
Ülke ise girdikleri günden daha karanlık bir şekilde yeniden Taliban'ın eline geçti.
Soruyoruz:
O hâlde o topraklarda can veren yüzbinlerce sivilin hesabı kime kesilecek?
Libya: "Demokrasi" Getirilen Ülkede Kurulan Köle Pazarları
2011 yılındaki Libya müdahalesi, NATO'nun küresel bir haydutluk mekanizması olduğunun en net kanıtıdır.
BM'nin "sivilleri koruma" kararını, açıkça bir rejim değişikliği ve enerji kaynaklarını yağmalama operasyonuna dönüştürdüler.
Libya'nın altyapısı yerle bir edildi, Muammer Kaddafi vahşice katledildi.
Bugünün Libyası nerede?
Akdeniz'in kıyısında, iç savaşın pençesinde, silahlı çetelerin yönettiği ve insanların köle pazarlarında satıldığı bir cehenneme döndü.
NATO'nun gittiği her yere "demokrasi" değil, kan, gözyaşı ve kaos götürdüğünün en somut vesikası Libya'dır.
Türkiye'nin Nato Prangası: Ortak Edilen Suçlar, Kaybedilen Egemenlik
Türkiye'nin 1952'de bu emperyalist savaş aygıtına dahil edilmesi, egemen medya tarafından bir "başarı" gibi pazarlansa da ülkenin tarihine en büyük prangalardan biri olarak geçmiştir.
Kore'de hiç tanımadığı bir halkın üzerine, sırf Washington'a yaranmak ve ittifaka kabul edilmek için binlerce evladını ölüme gönderen bir siyasi iradeyle başladı bu bağımlılık süreci.
NATO çatısı altında yer almak, halkın güvenliğini sağlamak bir yana, Türkiye burjuvazisinin küresel sermaye sistemine eklemlenme ve bu suç şebekesinin kanlı operasyonlarına taşeronluk yapma tercihidir.
Bu ittifak uğruna Türkiye toprakları İncirlik'ten Kürecik'e kadar yabancı askeri üslerle, yani doğrudan emperyalizmin namlularıyla donatılmıştır.
Komşu coğrafyalar, Irak, Suriye ve Libya yerle bir edilirken Türkiye, ittifakın lojistik sahası ve ileri karakolu yapılarak bölge halklarının kanına ortak edilmiştir.
Barışçıl ve bağımsız bir dış politika yürütme yetisi tamamen felç edilmiş, ülkenin kaynakları halkın refahına değil, NATO'nun savaş sanayisine yakıt yapılmıştır.
Bu ortaklığın Türkiye halkına faturası; kaybolan tam bağımsızlık, sarsılan bölgesel güven ve emperyalizmin bitmek bilmeyen küresel maceralarına bekçilik yapma zorunluluğudur.

Ankara'da Emperyalist Kuşatma Toplantısı: Halktan Korkan "Güvenlik" Duvarları
Bugünlerde Ankara, bu kanlı savaş aygıtının yeni planlarının, paylaşım savaşlarının ve yeni kuşatma stratejilerinin masaya yatırılacağı kirli bir zirveye ev sahipliği yapıyor.
Başkentin göbeğinde emperyalist jandarmalar ağırlanırken, Ankara sokaklarında alınan olağanüstü ve tahammül sınırlarını zorlayan "sert güvenlik önlemleri" aslında tablonun en net özetidir.
Şehir abluka altına alınmış, yollar kapatılmış, kolluk güçleri halkın yaşam alanlarını adeta birer askeri üsse çevirmiştir.
Soruyoruz:
Eğer NATO iddia edildiği gibi halkların güvenliğini sağlayan demokratik bir kalkan ise, kendi üye ülkesinin başkentinde halktan neden bu kadar korkuyor?
Neden sokaklar bariyerlerle örülüyor, neden kendi yurttaşının haklı protesto sesini kısmak için "milli güvenlik" sopası bu denli vahşice sallanıyor?
Cevap nettir:
Ankara'da kurulan bu etten duvarlar, halkı korumak için değil, halkların kanını emen emperyalist elitleri, emekçi kitlelerin öfkesinden ve haklı tepkisinden kaçırmak için örülmektedir.
Egemenlerin kurguladığı bu korku iklimi ve şehir kuşatması, NATO'nun halka nasıl yabancı, nasıl düşman bir suç şebekesi olduğunun en somut, en canlı tescilidir.
Dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı'na Sürükleyen Genişleme Hırsı
Sovyetlerin yıkılışından sonra Rusya'ya verilen "Doğuya doğru bir parmak bile genişlemeyeceğiz" sözleri çok çabuk unutuldu.
Baltık'tan Karadeniz'e kadar Rusya sınırına askeri yığınak yapan NATO, Ukrayna'yı bir piyon gibi ileri sürerek Doğu Avrupa'yı bugünkü kanlı savaş alanına çevirdi.
Yetmedi; bugün gözünü Asya-Pasifik'e dikmiş durumda.
Japonya, Güney Kore ve Avustralya ile ortaklıklar kurarak Çin'i çevrelemeye, yeni bir küresel savaşı tetiklemeye çalışıyorlar.
Ortadoğu'da İran'ı kuşatmak için atılan adımlar da cabası.
Gerçeği Görme Vakti
NATO, üye ülkelerin halklarını koruyan bir şemsiye değildir.
NATO; sivil katliamlarını meşrulaştıran, uluslararası hukuku paspas eden, ABD'nin küresel çıkarları için diğer ülkelerin gençlerini cepheye süren legal bir savaş örgütüdür.
Nato dağıtılmalıdır!
"NATO dağıtılsın" çığlığı, sadece ideolojik bir refleks değil, insanlığın hayatta kalma çığlığıdır.
Dünya, bir avuç Batılı elitin çıkarları uğruna nükleer bir felaketin eşiğine getirilmiştir.
Güvenlik, askeri blokların tehdit diliyle değil; eşit egemenlik, diplomasi ve adil bir uluslararası düzenle mümkündür.
NATO var olduğu sürece dünyaya barış gelmeyecektir; çünkü bu örgütün varlık gıdası çatışma, kan ve savaştır.

Comments (0)
Facebook Comments