DEPREM ÜZERİNE TARİHE NOT

Ulusal bir etkinlikte okunması için ,deprem üzerine bir yazı istediler ben de kendimce yazdım.. Unutmamak unutturmamak için paylaşmak istedim. Hatay ilimizde zaman, 6 Şubat 2023 te durdu, koskoca şehir öldü. Dünyada ilk aydınlatılan ışıl ışıl Hatay sokaklarında artık insan yok, sokak canları, kuşlar yok, ağaç yok hiçbir hayat belirtisi yok. Depremin ilk günlerinde gönüllüler dışında devlet tarafından hiçbir yardım gelmedi, ilk 4 gün enkazlar altında kalıp ölelim diye gelmediler, sonraki günler a

DEPREM ÜZERİNE TARİHE NOT

Ulusal bir etkinlikte okunması için ,deprem üzerine bir yazı istediler ben de kendimce yazdım..

Unutmamak unutturmamak için paylaşmak istedim.

Hatay ilimizde zaman,  6 Şubat 2023 te durdu, koskoca şehir öldü. Dünyada ilk aydınlatılan ışıl ışıl Hatay sokaklarında artık insan yok, sokak canları, kuşlar yok, ağaç yok hiçbir hayat belirtisi yok.

Depremin ilk günlerinde gönüllüler dışında devlet tarafından hiçbir yardım gelmedi, ilk 4 gün enkazlar altında kalıp ölelim diye gelmediler, sonraki günler açlıktan, soğuktan ölelim diye gelmediler. 5. gün AFAD yetkilisi diye dolaşan kimse ile muhatap olmayan suratsız 2 kişi çöken binalara ellerinde hiçbir alet yok iken sadece işaretler koyarak gitti. Oysa ilk gün yardım ve kurtarma ekibi gelseydi vefat edenlerin çoğu kurtarılırdı; çünkü 3. - 4. günde bile enkazdan çıkarılan bir çok insan ya hastane yolunda öldü yada enkazdan çıkarılmadan 1-2 saat önce vefat etmişti.. Hatta 6.günde bile bir anne bebeği ile sağ çıkarıldı. Cenazelerimizi gömecek kefen bulamadık, ceset torbası bile vermediler, mezarlar yetmedi üst üste, aile aile tek mezarda gömdük. Saatlerce acılan mezara başkasını gömmesinler diye nöbet bekledik. Zaman geçtikçe gözümüzden sakındığımız en sevdiklerimizi dinimize, gelenek göreneklerimize uygun bir şekilde toprağa verememenin verdiği ezikliği yaşıyoruz. Her mezarlığa çıktığımızda sırf son yolculuğunda gerekli itinayı gösteremedi diye vefat eden yakınlarından özür dileyenleri duyarız, görürüz. Ama hala sevdikleri yakınları kayıp olan veya tek barça çıkarılamayanlar aklımızı gelince “çok şükür” deyip üzüldüğümüze utanıyoruz. Kim söyledi bilmiyorum ama “iyiyiz demeğe utanıyoruz, kötüyüz desek ayıp olur” diye bir cümle duydum. Gerçekten öyleyiz.

Depremin ilk saatlerinde günlerinde Hatay’da deprem olduğunu bile gizlediler , ,tüm iletişim sistemleri kapandı, telefonları şarj edecek elektriğe bile ulaşmadık. Ne zaman Volkan DEMİREL başta olmak üzere tanınmış kişiler, fenomenler videolar paylaştı, çağrılar yaptı, ancak o zaman tüm Türkiye Hatay’da deprem olduğunu öğrendi. Hatay’a gelen yardımları hep başka şehirlere yönlendirdiler, el koydular yardımların bize ulaşmasına engel oldular. Hatay’ı gördünüz mü bilmiyorum, gördü iseniz neden hala Kahramanmaraş merkezli deprem “denildiğini sordunuz mu kendinize.. Deprem  Kahramanmaraş’ta oldu ise neden HATAY öldü “diye soruyoruz hala, ama cevap yok.. Özellikle neden afet bölgesi ilan edilemediğini anlamış değiliz. Mücbir sebep halini 3 ayda bir uzatma, borç erteleme dışında yapılan bir şey yok, ölen bir şehirden vergi bekliyorlar hala. Buraların ayağa kalması için afet bölgesi ilanı şart, destek, teşvik, hibe şart. Ama ne yaptılar biliyor musunuz; biz yaşam savaşı verirken, onlar en kazlardan çıkacak, demirlerin, kapı pençelerin peşine düştüler, ilçe ilçe güçlü sermaye çetelerine paylaştırdılar.

İnanın ki;  biz de bu günleri yaşadığımıza inanamıyoruz, bir kabustu geçti sanıyoruz, ama caddelerimiz sokaklarımız o kadar travma dolu ki, örneğin; sokaklardan geçerken tüm vücudu enkaz altında kalmış sadece başı açıkta kalan “baba, beni kurtar” diye çığlık atan çocuğunun onu görmemesine özen göstererek yani çocuğundan saklanarak, kendisi gibi umutsuzluktan çaresizlikten panikten koşturanlara “ne olur yardım edin” diyerek yalvaran babayı görüyorsunuz. Veya enkaz altında kalanların çığlıkları arasında, enkaz altındakilerin onun varlığını bilip, kurtarılacaklarına dair umutlanmasınlar diye ayakkabısını çıkarıp sessizce yürümeğe çalışan biri, veya daha dün gibi oturup sohbet ettiğiniz veya balkondan el salladığınız eş, dost akrabanızın, ailece birbirine sarılarak kapı eşiğinde bulunduğu canlanıyor gözünüzde. Yapabileceğiniz tek şey hızlı bir şekilde uzaklaşmak ama ileride başka bir travma sizleri bekliyor zaten.

Bir tanınmış kişi “ depremde hepimiz öldük ama kimisi gömüldü” diye güzel bir çümle kurmuştu, ilk günlerdeki psikolojimize çok uygun bir cümle idi. Ama zaman geçtikçe biz ölelim diye su, gıda yardımı çadır göndermeyenlerin güçlü sermaye çeteleri ve leş kargaları ile birlikte rezerv alanı gibi güzellemelerle, talan için, gasp için pusuda beklediklerini görüyoruz. O yüzden memleketimize daha da sarılıyor daha da gür bir sesle “ ME RIHNA NIHNA HON “ yani “gitmedik buradayız” diyoruz. 

Ülke olarak o kadar çok şeyle mücadele ediyoruz ki, üstelik karşımızda devletin tüm imkânlarını kullanan bir vahşi sistem var. Düşünsenize doğayı, çevreyi, çocukları, hayvanları korumayı amaçlayan kaç tane dernek var. Üstelik bunları devletin imkânlarını kullanan, yok etmek için özel kanunlar KHK’lar çıkaran iktidara karsı savunuyoruz. Yok, edeni koruyan bir sisteme karşı savaşıyoruz. Ama ne zaman birlik olduysak sistemleri çöktü, çünkü hesaplayamadıkları tek şey var o da, halkın direnişi. Biz halk olarak direnmeye hazırız ama sizlerin desteği ile ancak başarılı oluruz.

Bu şehir daha önce 7 defa depremde yıkıldı, her seferinde küllerinde yeniden doğarak eski ihtişamına kavuştu. Bu zaman diliminde bu görev bize düşüyor, ama tek başımıza yapamayız, bu şehrin küllerinden tekrar doğması için sizlerin de desteğine ihtiyacımız var. Çünkü biz “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber;  ya hiç birimiz “ sloganları ile  “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine“deki hayatı hedefleyen insanlarız. Saygılarımla  GÜL ORUÇ