GELENEKTEN ŞUURA, İRFAN MİRASI; BESMELE
Geçmiş zamanların samimi ve irfan dolu atmosferinde, annemle ne zaman bir işe koyulsak—ister hamur yoğurmak, ister ev temizlemek olsun—dudaklarından dökülen ilk soru hep aynıydı: "Simmeytey?" ( Besmele çektin mi? ). Okuma yazması olmayan, fakat yaşantısıyla süzülen kolektif bilgi birikimini ve samimiyeti taşıyan o nesil, modern zamanların sunduğu imkânlara sahip değildi; ancak Rabbe, hayata ve hakikate çok daha yakın bir bilinçle evlat büyüttü. Belki söyledikleri kelimelerin manalarını bilmeyen,
Geçmiş zamanların samimi ve irfan dolu atmosferinde, annemle ne zaman bir işe koyulsak—ister hamur yoğurmak, ister ev temizlemek olsun—dudaklarından dökülen ilk soru hep aynıydı: "Simmeytey?" (Besmele çektin mi?).

Okuma yazması olmayan, fakat yaşantısıyla süzülen kolektif bilgi birikimini ve samimiyeti taşıyan o nesil, modern zamanların sunduğu imkânlara sahip değildi; ancak Rabbe, hayata ve hakikate çok daha yakın bir bilinçle evlat büyüttü. Belki söyledikleri kelimelerin manalarını bilmeyen, biat kültürüyle ezberleyen o neslin anneleri; içlerinde sadece rabbe yönelmenin iç huzuruyla, bugünkü imkân ve teknoloji bolluğunda başarmakta zorlandığımız değer ve kültür aktarımını, tek bir kelimenin, yani Bismillâhirrahmânirrahîm’in bereketiyle evlatlarına aktarmayı başardı.
90’lı yılların ergen kızı olan ben, annem her sorduğunda besmele çekmemiş isem hicap ile günah işliyor olabilmenin korkusuyla hızla içimden besmele çekip “Çektim, çektim!” cevabını alınca “E, hadi o zaman başlayalım.” diyen tüm annelerimizi yad ederek konu ile ilgili bilgilerimi paylaşıyorum.
Peki, okuma yazması olmayan bir annenin kurduğu cümlenin ve sırrın mahiyeti neydi?
Rahmân ve Rahîm: İki İlâhî Nefes ve Evrensel Denge
İnsanlar uzun süre Bismillâhirrahmânirrahîm ifadesini yalnızca dille okunan bir temenni sandılar. Oysa bazı kapılar vardır ki dil ile değil, ancak kalp ve şuur ile açılır. "Rahmân" ve "Rahîm", yalnızca kutsal metinlerde geçen iki kelime değil; insanın varlığında ve kâinatın işleyişinde her an tecelli eden iki büyük ilâhî nefes, yön ve hâldir.
Rahmân: Yön veren, sınır çizen, düzen kuran, koruyan, ayağa kaldıran, irade kazandıran ve var olan potansiyelle ilâhî tecelliyi hatırlatandır. Gökyüzü gibidir; tohumu taşır ve "Ol!" emrini temsil eder. Akıl, adalet, güç ve hikmet boyutudur.
Rahîm ise: Rahmetiyle kuşatan, besleyen, büyüten, sabreden, olgunlaştıran, üreten ve görünmeyeni sessizce taşıyan sonsuz şefkattir. Yeryüzü gibidir; tohumu rahiminde büyütür ve o emri hayatın içinde görünür kılar. Kalp, merhamet ve teslimiyet boyutudur.
Kâinattaki hiçbir varlık tek bir yönle kemâle eremez. Gece ile gündüz, yağmur ile toprak, akıl ile kalp, adalet ile merhamet... Birlik iki kutbun çatışmasıyla değil; birbirini tamamlaması ve uyum içinde kaynaşmasıyla doğar.
İnsan da bu iki ilâhî tecellinin dengesiyle huzura erer. İçindeki Rahmân yönünü bilen bir insan, Rahîm tecellisi olmadan huzur bulamaz. İçindeki Rahîm ile seven bir insan, Rahmân olmadan sevgisini hayata taşıyacak iradeyi gösteremez. Sadece inşa eden zamanla yorulur ve tükenir; sadece bekleyen ise zamanla söner. Güç ile şefkat, irade ile teslimiyet, hikmet ile merhamet aynı kalpte buluştuğunda gerçek içsel denge doğar.
İşte bence, Kur’ân sûrelerinin Bismillâhirrahmânirrahîm ile başlamasının temel hikmetlerinden biri de bu. Her başlangıçtan önce, insanın kendi içindeki parçalanmış taraflarını barıştırması ve aklını kalbiyle, iradesini merhametiyle nikâhlaması fısıldanır gibi, siz ne dersini? İç dünyada bu birleşme gerçekleşmeden, dışarıda kurulan hiçbir bağ hakiki huzuru taşıyamaz.
Toplumsal yapıda ve evliliklerde yaşanan tıkanıklıkların temelinde, bireylerin kendi iç dengelerini kurmadan başkalarında "tamamlanma" arayışı yatar. Oysa kadın ve erkek, birbirlerinin eksik yarısı olmak için değil; kendi içlerinde Rahmân ile Rahîm dengesini tesis etmiş iki bütün olarak Hakk’ın yolunda birlikte yürümek için buluşurlar.
Gerçek evlilik; iki yarımın birbirini tamamlaması değil, iki bütünün aynı yöne bakması ve aynı secdede birleşmesidir. İşte o zaman kadın ve erkek yalnızca iki beden olmaktan çıkar; Rahmân'ın iradesi ile Rahîm'in rahmeti aynı yuvada birlikte nefes almaya başlar. O evde yalnızca çocuk değil; güven, huzur, bereket ve hikmet doğar. Her sabah okunan Besmele, yaşanan canlı bir hakikate dönüşür.
İki ilâhî nefes önce tek kalpte birleşir, sonra iki kalp tek niyette buluşur; ardından o birlik aileye, topluma ve bütün yeryüzüne yayılır. İşte o andan itibaren Bismillâhirrahmânirrahîm, yalnızca bir başlangıç cümlesi olmaktan çıkar; yaşayan ilâhî bir şuura dönüşür.
Bu şuur; insanın kalbini, niyetini, bakışını ve duygularını arındırır. Zamanla ellerin dokunduğu her işe, söylenen her söze, yenilen her lokmaya ve kurulan her ilişkeye ince ince sirayet eder. Bu tecellinin açığa çıkması; sözün zihinsizce tekrarlanmasıyla değil, tam bir farkındalıkla hayatın her anında yaşanmasıyla mümkün.
İnsanlığın beklediği büyük diriliş; tarafların birbirine üstün gelme mücadelesinde değil, her bir bireyin önce kendi içinde Rahmân ile Rahîm dengesini kurmasında saklı. İç dünyasında Besmele hakikatini yaşayan her gönül, yeryüzünde rahmetin ve merhametin taşıyıcısı hâline gelir.
Bugün anlıyorum ki, Annelerimizin her işin başında sorduğu o yalın soru ("Simmeytey?"), kelimelerin ötesinde ilâhî bir hakikat kodunu hatırlatma çabasıydı. Bismillâhirrahmânirrahîm; dille okunan bir kalıp değil, yaşayan, dönüştüren ve Hakk’ın birliğini hayatın her alanında görünür kılan ilâhî bir şuurun ta kendisiymiş diyebilirim.
Yolumuz her daim sevgide buluşsun, selam ve saygıyla…
Ümit Dadük Sağaltıcı

Yorumlar (0)
Facebook yorumları