İKİ TARİH, TEK SIZI: BİTMEYEN ENKAZIN ORTASINDA HATAY
Ağustos sıcağı Hatay’da her zaman yakıcıdır ama bu defa tenimizi değil, ruhumuzu kavuruyor. Takvimler 17 Ağustos’u gösterdiğinde, Türkiye bir kez daha o büyük felaketin, Marmara Depremi’nin yıl dönümünde sessizliğe gömüldük. Ekranlarda siren sesleri, anma törenleri, gözü yaşlı insanlar… Oysa Hatay Samandağı’nda bizler için bu anma, uzak bir tarihin hatırlanması değil; tam kalbimizde, diri tuttuğumuz acının ta kendisi. Biz bu acıyı artık sadece tanımıyoruz; onunla uyanıyor, onunla yürüyor, onun k
Ağustos sıcağı Hatay’da her zaman yakıcıdır ama bu defa tenimizi değil, ruhumuzu kavuruyor. Takvimler 17 Ağustos’u gösterdiğinde, Türkiye bir kez daha o büyük felaketin, Marmara Depremi’nin yıl dönümünde sessizliğe gömüldük. Ekranlarda siren sesleri, anma törenleri, gözü yaşlı insanlar… Oysa Hatay Samandağı’nda bizler için bu anma, uzak bir tarihin hatırlanması değil; tam kalbimizde, diri tuttuğumuz acının ta kendisi. Biz bu acıyı artık sadece tanımıyoruz; onunla uyanıyor, onunla yürüyor, onun koyu gölgesinde yaşamaya çalışıyoruz.

Marmara’da sarsılan hayatların sızısı, 6 Şubat’ta burada, bu topraklarda yüzbinlerin çığlığına dönüştü. Bugün takvimlerin neyi gösterdiğinin bir önemi yok; çünkü ilçemde zaman, o felaket gecesinde durdu. Yıllar geçse de mevsimler dönse de bizim takvimimiz hep o soğuk, o karanlık Şubat gecesini vuruyor.
Bugün memlekete bakıyoruz: İyileşemeyen bir alt yapı, tozu dumanı eksik olmayan sokaklar ve bir türlü belini doğrultamayan bir yerel ekonomi… Ama en ağırı ne biliyor musunuz? Hâlâ başını sokacak kalıcı bir yuvaya, evine, mahallesine kavuşamamış binlerce insanın varlığı. Konteyner kentlerin daracık koridorlarında, fırtınada sallanan saç çatıların altında, bir zamanlar sıcak bir yuva olan o güzelim Hatay evlerinin hayaliyle gün geçiren insanlarımız… Bir kenti ayakta tutan sadece binalar değildir; komşuluktur, hafızadır, çocukların sokakta koşarken çıkardığı sestir. İşte biz, en çok da bu hafızanın altında kaldık.
Biz bu acıyı çok iyi tanıyoruz. Çadırların önünde çaresizce beklemeyi de, yitirilen canların ardından sessizce ağıt yakmayı da, toza dumana boğulmuş bir sokakta eski bir tanıdığın izini sürmeyi de… Marmara’nın 27 yıllık sızısı neyse, Hatay’ın acısı da odur. Bize "Geçti" denmesini istemiyoruz, çünkü geçmedi. İyileşmeyen yaraların, teslim edilmeyen evlerin, doğrulmayan belimizin ortasında hayat devam ediyormuş gibi yapmak canımızı daha da yakıyor.
Ancak unutulmasın; Hatay sadece acının değil, direncin ve sadakatin de memleketidir. Toprağı kırılan ama umudu kırılmayan insanların kentidir burası. Ne alt yapımızın yetersizliği ne de geciken yuvalarımız bu şehre olan bağlılığımızı söküp alabilir. Biz bu topraklarda yeniden doğacağız; çünkü gidenlere bir sözümüz, geride kalan çocuklara bir borcumuz var. Acımız taze, yükümüz ağır; ama unutmayacağız, unutturmayacağız ve bu kadim memleketi yeniden ayağa kaldıracağız.
Ümit Dadük Sağaltıcı

Yorumlar (0)
Facebook yorumları