HAYIR DENİLEN ŞEY, ZENGİNE ÖVGÜDÜR

Bugünlerde Ahbap Derneği ve derneğin başkanı Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma, Haluk Levent'in gözaltına alınması ve kamuoyunda yaşanan tartışmalar, bende hayır kurumlarının toplumsal ve siyasal işlevi üzerine yeniden düşünme ihtiyacı doğurdu. Bu yazı, ne bir kişi hakkında peşin hüküm verme ne de yürüyen bir yargı sürecini değerlendirme amacı taşıyor. Anlatmak istediğim, bu tartışmanın bana yeniden hatırlattığı daha genel bir gerçektir: Kapitalist toplumlarda hayır kurumları neden orta

HAYIR DENİLEN ŞEY, ZENGİNE ÖVGÜDÜR

Bugünlerde Ahbap Derneği ve derneğin başkanı Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma, Haluk Levent'in gözaltına alınması ve kamuoyunda yaşanan tartışmalar, bende hayır kurumlarının toplumsal ve siyasal işlevi üzerine yeniden düşünme ihtiyacı doğurdu.

Bu yazı, ne bir kişi hakkında peşin hüküm verme ne de yürüyen bir yargı sürecini değerlendirme amacı taşıyor. Anlatmak istediğim, bu tartışmanın bana yeniden hatırlattığı daha genel bir gerçektir: Kapitalist toplumlarda hayır kurumları neden ortaya çıkar, nasıl bir işleve sahiptir ve yardım olgusu hangi toplumsal ilişkileri yeniden üretir?

Dilimin döndüğünce bu sorulara cevap vermeye çalışacağım.

Başlayalım:

Bir toplumda "hayırsever" sözcüğü ne kadar çok övülüyorsa, bilin ki o toplumda yoksulluk da o kadar derindir.

Çünkü hayır, sanıldığı gibi yalnızca bir yardım faaliyeti değildir.

Hayır, aynı zamanda bir ideolojidir.

Ve bu ideolojinin merkezinde tek bir amaç vardır:

Zengini yüceltmek.

İnsanlara, yoksulluğun nedenini sorgulatmak yerine, yoksullara uzanan eli alkışlatmak...

Servetin nasıl biriktiğini unutturup, o servetin çok küçük bir bölümünün dağıtılmasını erdem diye sunmak...

İşte hayır düzeninin gerçek işlevi budur.

Kapitalizm önce milyonlarca insanı yoksullaştırır.

Sonra bu yoksulluğun küçük bir kısmını "yardım" adı altında geri verir.

Ve toplumdan alkış bekler.

Böylece sömürü görünmez olur; yardım görünür olur.

İnsanlar servetin nasıl elde edildiğini değil, nasıl dağıtıldığını konuşmaya başlar.

İşte ideolojik zafer budur.

Çünkü yardım, yoksulluğun nedenini değil, sonucunu yönetir.

Yoksulluğu ortadan kaldırmaz.

Onu kalıcı hâle getirir.

Karl Marx'ın da gösterdiği gibi kapitalist sistem yalnızca meta üretmez; aynı zamanda kendisini yeniden üreten toplumsal ilişkileri de üretir.

Hayır kurumları da bu yeniden üretimin önemli araçlarından biridir.

Sermaye yalnızca fabrikalarda büyümez.

İnsanların bilincinde de büyür.

Yardım alan insan, çoğu zaman hakkını aldığına değil, kendisine lütufta bulunulduğuna inandırılır.

Böylece yurttaş olmaktan çıkar; minnet duyan kişiye dönüşür.

İşte hayır kurumlarının en büyük başarısı budur.

İnsanın sınıfsal bilincini zayıflatıp yerine minnet duygusunu yerleştirmek.

Oysa sosyal devlet tam tersini yapar.

"Bu senin hakkındır." der.

Çünkü eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve insanca yaşamak; zenginlerin vicdanına bırakılacak sadakalar değil, toplumun ortak emeğinin ürünüdür.

Vergisini ödeyen yurttaş, aldığı hizmet için kimseye teşekkür etmez.

Çünkü aldığı şey lütuf değil, hakkıdır.

Bu nedenle sosyal devlet, yalnızca ekonomik bir model değil; aynı zamanda insan onurunun siyasal ifadesidir.

Kapitalizm ise hak duygusunu tehlikeli bulur.

Çünkü hakkını bilen insan boyun eğmez.

Minnet duyan insan ise kolay yönetilir.

İşte bu yüzden hayır kurumları yalnızca yardım dağıtmaz.

Aynı zamanda itaat üretir.

Tam da bu nedenle iktidarlar, insanların minnet duygusunun kendi denetimleri dışında gelişmesinden rahatsız olurlar.

Sorun yardım değildir.

Sorun, yardımın sağladığı toplumsal meşruiyettir.

İnsanlar kime güveniyor?

Kime teşekkür ediyor?

Kime kendini borçlu hissediyor?

İktidar için belirleyici olan budur.

Çünkü minnet, siyasal sadakat üretme potansiyeline sahiptir.

Bu yüzden kendi denetiminde olmayan, kendi siyasal çıkarlarına hizmet etmeyen, suyunu kendi değirmenine taşımayan hiçbir yardım ağını rahat bırakmak istemez.

Ya onu denetimi altına almaya çalışır...

Ya etkisizleştirir...

Ya da itibarsızlaştırır.

Çünkü sistem açısından minnet duyulacaksa, o minnet sistemin sahibine duyulmalıdır.

Hayır kurumu da, vakıf da, yardım kampanyası da ancak bu düzenin ideolojik sınırları içinde makbuldür.

Oysa gerçek çözüm, daha fazla hayır kurumu değildir.

Gerçek çözüm, insanların hayır kurumlarına ihtiyaç duymayacağı bir toplumsal düzen kurmaktır.

Bir toplumun uygarlık düzeyi, kaç milyarder çıkardığıyla değil; kaç insanın yardıma muhtaç olmadan yaşayabildiğiyle ölçülür.

Çünkü adaletin olduğu yerde hayır kurumları büyümez.

Hakların egemen olduğu yerde insanlar kimseye minnet duymaz.

Ve insanın kimseye minnet duymadan yaşayabilmesi, özgürlüğün en temel koşullarından biridir.

Salim Diyap

#HayırKurumları#SosyalDevlet#HakVeAdalet#Yoksulluk#Kapitalizm#SınıfMücadelesi#SosyalPolitika#Dayanışma#MinnetDeğilHak#ToplumsalAdalet#Sermaye#Emek#Marksizm#KöşeYazısı#SalimDiyap